top of page
  • Black Instagram Icon

İMAN ETMEK İHTİYAÇ MIDIR?

  • Süheyla Nur Yıldız
  • 23 saat önce
  • 2 dakikada okunur

Kişi fıtratında güçlü bir inanma arzusu barındırır. Bu kaçınılmaz bir hâldir; bir olguya inanmadan yol almak, bizlerin potansiyelini ve istikrarını zedeler. Bizler, inanç duygusunu benimseyen ve onun kaynağını aramaya koyulan varlıklarız. İmanın eksikliği bize dokunur, dilediğimiz gibi tekâmül etmemize mâni olur.


Eşref-i mahlûkat diye yaratılmamızın sebebi; düşünüp sorgulama ve karar verme kabiliyetinin bize ihsan edilmesidir. Yaradan, insanları fıtrat üzere yaratmıştır. Bu konu doğrultusunda, Cahiliye Dönemi’nde yaşayan şair Zeyd b. Amr b. Nüfeyl’den bahsetmek yerinde ve ilham verici olur.


İslâm öncesi dönemde Hz. İbrahim’in tebliğ ettiği Hanif dinine tâbi olan nadir kimselerden biridir. Zeyd b. Amr, Şam’a giderek orada tâbi olacağı dini araştırmaya koyulur. Karşılaştığı kimselerden onların mensup olduğu inançlar hakkında bilgi alır ve inanmak istediği, arayışta olduğu inancın Hanif din olduğunu idrak eder; hakiki inananlardan olur.

Zeyd b. Amr, Allah’a iman etmenin peşine koyulur. Dönemin tehlikeli fikirlerinin hak olmadığının farkına varır ve sahih akidenin yolunda revan olur. Abdullah b. Ömer (r.a.)’dan rivayete göre Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Beldeh Dağı’nın eteklerinde kendisine vahiy nazil olmadan önce Zeyd b. Amr b. Nüfeyl ile karşılaşmıştır. Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in önüne bir sofra serilmiş, fakat Zeyd ondan yememiştir.

Daha sonra Zeyd b. Amr şöyle demiştir:

“Ben sizlerin putlarınız adına kestiklerinizden yemem. Ben ancak üzerine Allah’ın adı anılarak kesilenleri yerim.”

Şüphesiz Zeyd b. Amr, Kureyşlilerin kestiği hayvanları ayıplar ve şöyle derdi:

“Koyunu yaratan Allah’tır. Ona semadan su indirmiş, yerden de ona ot bitirmiştir. Sonra siz onu Allah’tan başkası adına kesiyorsunuz…”

Böylece onların yaptıklarını reddediyor ve bunun pek büyük bir vebal olduğunu açıkça ortaya koyuyordu (Buhârî, 3826).


Bu rivayetten çıkaracağımız şudur ki: Zeyd b. Amr şirkten beri idi; yegâne gerçeğin farkına varmaya çalışan bir hakikat arayıcısıydı. İnsanoğlu hakikate inanmak üzere doğmuştur; fıtratı ona kılavuzluk etmeye ayarlanmıştır. Her şeyi bizlerin lehine yaratan Allah’a hamdolsun!


Sezai Karakoç’un da ifade ettiği gibi:

“Allah’a inanan insanın özgür olduğuna inanıyorum. İnsan, boynuna zincir atan eşyadan ve öteki insanlardan, insanların tanrılaştırdığı kişi ve eşyalardan ancak Allah sayesinde kurtulur. Yani insanı ancak Allah özgür kılar.”(Diriliş Neslinin Âmentüsü, s. 8)


 
 
 

1 Yorum


mumsema
20 saat önce

İman etmek, insan için derin bir ihtiyaçtır. Bu yalnızca psikolojik bir rahatlama değil, aynı zamanda varoluşsal bir tamamlanma ve anlam arayışıdır.


Sizin de aktardığınız üzere insan, düşünen ve hakikati arayan bir varlık olarak yaratılmıştır ("eşref-i mahlûkat"). Bu arayış, onun doğasında kodludur. Zeyd bin Amr bin Nüfeyl örneği, bu fıtrî arayışın somut bir tezahürüdür. O, içinde yaşadığı toplumun putperestliğini akıl ve vicdan süzgecinden geçirerek reddetmiş, atalarının dinini körü körüne taklit etmemiş ("taklidî iman"dan kaçınmış) ve nihayetinde tek olan Allah'a ("Hanîf" din üzere) ulaşmıştır. Bu hikâye, insanın içindeki hakikat pusulasının, onu doğruya yönlendirdiğini gösterir.


İman, aynı zamanda bir özgürleşme vasıtasıdır. Sezai Karakoç'un veciz ifadesiyle, insan ancak her şeyin üzerindeki Mutlak Varlık'a (Allah'a) bağlanmakla, diğer tüm sahte ilahların, ideolojilerin, tutkuların ve sistemlerin köleliğinden…

Beğen
bottom of page